
Özgür Özel’in kurduğu Yeni Parti, “paraya ihtiyacımız var, destek olun, bağış yapın” diye ortalığı inletti. “Tam takır kuru bakır geldik” dediler. Halkın, emeklinin, asgari ücretlinin, esnafın biriktirdiği kuruşları “parti için” diye topladılar. Hesaplar açıklandı, kampanya başladı, paralar aktı.
Peki o paralar nereye gitti?
Bir bakıyorsunuz, New York’un kalbinde, Times Meydanı’nda, dünyanın en pahalı reklam panolarında Özgür Özel ile Ekrem İmamoğlu’nun devasa fotoğrafları dönüyor. “Together Forever” filan… Sanki Hollywood yıldızı gibi poz vermişler. Milyonlarca dolarlık o panoların bedeli kim ödedi? Halkın “partiye destek” diye gönderdiği paralar mı?
Bir yanda “millet kurdu, millet büyütecek” nutukları, diğer yanda Amerikan caddelerinde şatafatlı reklam. Bu nasıl bir “milli dayanışma”? Bu nasıl bir “halk partisi”?
Üstüne bir de o araba meselesi… Özgür Özel’e araba alındığı iddiaları henüz soğumadan, şimdi de bağış paralarıyla New York’ta billboard şovu. Tesadüf mü bu? Yoksa aynı zihniyetin devamı mı?
Vatandaştan “parti için” diye para toplayıp, o parayı yurtdışında kendi resimlerini yansıtmak için harcamak… Buna siyaset denmez. Buna halkı kandırmak denir. Buna “benim param, benim keyfim” denir.
Siz partiyi büyütmek için mi para istediniz, yoksa kendinizi dünyaya pazarlamak için mi? Halkın parasını Times Meydanı’nda harcayıp sonra “biz halk için varız” demek, en hafif tabirle yüzsüzlüktür.
Bu tabloyu gören herkesin sorması gereken soru net: Bağışlar gerçekten partiye mi gidiyor, yoksa bazılarının egosuna ve prestijine mi?
Açıklayın. Hesap verin. Yoksa bu işin adı “bağış” değil, “talan” olur